Senaristler İçin Film ve Kitap Önerileri
Her hafta bir kült film ve Türkçe basılı bir senaryo kitabı — her kayıtta tek cümlelik gerekçe: bu yapıt senaristin hangi problemini gösteriyor? Liste haftadan haftaya birikir.
Tokat'ın Erbaa ilçesinde ağabeyiyle elektrikçi dükkânı işleten Celal'in evi de işi de tıkanmıştır; Samsun'daki pavyonda tanıştığı kadına duyduğu ilgi, aklına karısından kurtulma fikrini düşürür.
İncelemeye değer çünkü: Bir planın adım adım çökmesi nasıl yazılır — filmin bütün yapısı bu tek soruya cevap. Celal'in kurduğu her tedbir, bir sonraki sahnede kendi aleyhine dönüyor ve gerilim yeni olaylardan değil **aynı planın artan bedelinden** doğuyor. Kara komedinin motoru da burada: seyirci niyeti biliyor, sonucu bilmiyor, ve mesafe açıldıkça hem geriliyor hem gülüyor. İkinci ders başlıkta: "vavien" iki ayrı noktadan kumanda edilen elektrik anahtarıdır — Celal'in iki hayat arasında gidip gelmesini anlatan bu ad, filmin mesleğinden çıkarılmış; metaforu dışarıdan getirmek yerine karakterin kendi dünyasından bulmanın örneği. Üçüncüsü diyaloglarla ilgili: senaryoyu Celal'i oynayan **Engin Günaydın** yazdı, ve replikler bilgi taşımak için değil oynanmak için kurulmuş; tümcelerin yarım kaldığı, susulan, geçiştirilen yerler oyuncunun alanı olarak bırakılmış. 3. Yeşilçam Ödülleri'nde En İyi Senaryo aldı. (Senaryo: Engin Günaydın.)
620 sayfa; alt başlığı "Bir Sanat ve Beceri Olarak Profesyonel Uyarlama Teknikleri" ve kitap adının söylediği şeyi harfiyen yapıyor — ilk taslaktan sonrasını, yani işin asıl yapıldığı yeri anlatıyor.
Okumaya değer çünkü: Raftaki senaryo kitaplarının neredeyse tamamı "nasıl yazılır" sorusuna cevap veriyor; hiçbiri "yazdın, peki şimdi ne yapacaksın" demiyor. Oysa yazarın gerçek işi orada başlar: ilk taslak bir sondan çok bir **teşhis malzemesidir** ve onu okunabilir hâle getiren şey ilhamdan çok yöntemdir. Epps yöntemi olan bir yazar — "Top Gun" ve "Dick Tracy"nin senaristi, ve otuz yıldır USC'de ders veriyor; kitabın gücü de akademik değil mesleki: stüdyo notu almış, metnini defalarca sökmüş birinin anlattığı revizyon sırası. Taslağı bitip "iyi mi kötü mü bilmiyorum" noktasında kalan herkes için doğru kitap. Uyarlama bölümü ayrıca değerli: başkasının metnini (roman, öykü, gerçek olay) senaryoya çevirirken neyin atılacağına nasıl karar verildiği, Türkçede az yazılmış bir konu. Kalın ve pahalı; ama bir kez alınıp yıllarca dönülen türden.
Simin ülkeden gitmek ister, Nader alzheimer hastası babasını bırakamaz; ayrılık kararının ardından eve bakıcı olarak gelen hamile kadının başına gelen bir olay, iki aileyi mahkemeye taşır.
İncelemeye değer çünkü: Çatışmayı bir kötü adam olmadan kurmanın en temiz örneği. Filmdeki beş kişinin beşinin de savunulabilir bir gerekçesi var — kimse yalan söylemek için yalan söylemiyor, herkes koruduğu biri için susuyor. Yazarken kolay olan, birinin haksız olmasıdır; zor olan, seyircinin tarafını seçemediği bir sahne yazmaktır ve gerilim tam olarak orada doğar. İkinci ders bilginin dağıtımında: Farhadi neyi kimin bildiğini sahne sahne ayrı tutuyor, seyirciye de herkesten biraz fazlasını veriyor ama hiçbir zaman tamamını vermiyor. Üçüncüsü ölçekle ilgili — film bir merdiven boşluğunda, bir dairede ve bir mahkeme koridorunda geçiyor; büyük bir ahlaki mesele için büyük bir prodüksiyon gerekmediğinin kanıtı. 2012'de En İyi Yabancı Film Oscar'ını aldı, senaryosu da aday gösterildi. (Senaryo: Asghar Farhadi.)
336 sayfa; adı "piyes" dese de kitap bir tiyatro el kitabı değil, dramatik yazının üç temeli üzerine kurulmuş bir yöntem: öncül (premise), karakter, çatışma.
Okumaya değer çünkü: Türkçe rafta senaryo denince önce Field, McKee ve Snyder çıkar; oysa üçünün de dayandığı kaynak 1946'da yazılmış bu kitaptır ve bizde "tiyatro tekniği" bölümünde durduğu için senaristin karşısına hiç çıkmaz. Egri'nin ısrarı şu: yazmaya yapıdan değil ÖNCÜLDEN başlanır — "büyük hırs yıkıma götürür" gibi tek cümlelik bir iddia. Öncülü olmayan bir metin, kaç dönüm noktası eklersen ekle nereye varacağını bilmez; tıkanan taslakların çoğunda eksik olan basamak da budur. Karakter bölümü ayrıca ders niteliğinde: kişiyi fiziksel, toplumsal ve ruhsal olmak üzere üç boyutta kurma yöntemi, "karakter kâğıdı" doldurmanın bugün hâlâ en kullanışlı hâli. Yapı kitaplarının hepsinden önce ya da hepsinden sonra okunur; ortasında okunmaz.
Rumelihisarı'nda evsiz yaşayan Mahsun geceleri araba çalıp içinde uyur, sabah aldığı yere bırakır; eroin bağımlısı bir kadına duyduğu ilgi bu döngüyü bozar.
İncelemeye değer çünkü: Kendini anlatamayan bir kahraman nasıl yazılır — bu filmin bütün cevabı davranışta. Mahsun neredeyse hiç konuşmaz; onu tanımamızı sağlayan şey tekrarlanan tek bir eylemdir, ve her tekrarda küçük bir şey değişir. Yükselme buradan gelir; olay ekleyerek değil, aynı eylemin bedelini artırarak. İkincisi, senaryonun MALİYETİ üzerine ders: 76 dakikalık film 24 çekim gününde, ödünç alınmış ekipmanla çekildi — çünkü metin baştan bir adamı, bir semti ve bir arabayı istiyordu. İlk filmini yazan biri için asıl soru "ne anlatacağım" kadar "bunu neyle çekebilirim"dir. 1996 Altın Portakal'da En İyi Senaryo dahil dört ödül aldı. (Senaryo: Derviş Zaim.)
210 sayfa; kitap adını iki bölümden alıyor ve tam olarak o ikisini ayırıyor: anlatım tekniği (seyirci bilgiyi nasıl alır) ve dramaturji (hikâye nasıl kurulur).
Okumaya değer çünkü: Raftaki senaryo kitaplarının çoğu yapıyı anlatır — üç perde, dönüm noktaları, karakter yayı. Foss'un ayrı durduğu yer şu: "ne oluyor" ile "seyirci bunu nasıl öğreniyor" iki ayrı iştir ve tıkanan sahnelerin çoğu ikincisinden tıkanır. Bilgiyi kimin bildiği, ne zaman verildiği ve hangi kanaldan (görüntü mü, replik mi, kurgu mu) geldiği tek tek ele alınıyor. Kısa ve teknik; Field ya da McKee okuduktan sonra "peki bunu sahne düzeyinde nasıl yaparım" diye soranın kitabı.
Broadway'in en güçlü köşe yazarı, kız kardeşinin sevgilisinden kurtulmak için ona muhtaç bir tanıtımcıyı görevlendirir.
İncelemeye değer çünkü: diyalog burada süs değil silah. Kimse ne istediğini düz söylemez; her replik bir güç hamlesi ve iki karakter arasındaki borç ilişkisini bir tık daha sıkar. "Diyalog nasıl yazılır" sorusuna verilmiş en sert cevaplardan biri — üstelik alt metnin ne olduğunu tarif etmeden gösteriyor. (Senaryo: Clifford Odets, Ernest Lehman.)
Konu bulma, karakter yaratma ve dramatik yapı üzerine 328 sayfa; yazarın 51 yıllık yazarlık ve 36 yıllık öğretmenlik birikiminden çıkmış.
Okumaya değer çünkü: senaryo rafındaki kitapların çoğu çeviridir ve Amerikan stüdyo düzenini anlatır. Bu kitap aynı zanaatı Türkçe düşünerek kuruyor — dramatik yapıyı tiyatro ve senaryo üzerinden birlikte ele aldığı için sahne kurmayı da öğretiyor.
Namus cinayetinden yattığı hapisten çıkan Yusuf'un gidecek yeri yoktur; bir taşra otelinde birbirine kenetlenmiş üç kişinin hayatına girer.
İncelemeye değer çünkü: Geçmişi anlatmanın iki yolu vardır ve Demirkubuz zoru seçer — kimse geçmişini açıklamaz, biz onu davranıştan çıkarırız. Bekir'in otel lobisindeki uzun anlatısı bunun tek istisnasıdır ve tam da bu yüzden filmin en sarsıcı sahnesidir: bilgi esirgendiği ölçüde değer kazanır. Üç karakterin birbirine bağımlılığı da örnek bir kurulum — kimse ötekini bırakamıyor, çünkü herkesin gideceği yer tükenmiş. Çatışmayı olaydan değil durumdan üretmek buna denir.
Logline yazmaktan 15 basamaklı "beat sheet"e, tür sınıflandırmasından sahne kartlarına — 212 sayfalık, tamamen pratiğe dönük bir el kitabı.
Okumaya değer çünkü: Field yapıyı adlandırır, McKee sahnenin içini söker; Snyder ise masaya oturduğunda ne yapacağını söyler. Kitabın en işe yarar tarafı kuralları değil teşhis araçları: "kahramanı sevdiren an" ya da "her şeyin kaybedildiği an" gibi basamaklar, tıkandığın taslakta hangi parçanın eksik olduğunu dakikalar içinde gösterir. Kalıbı ezber diye alma — Snyder'ın kendisi de formülü değil kontrol listesini savunuyor.
Los Angeles'ta bir özel dedektif sıradan bir aldatma takibiyle işe başlar, kentin su hakları etrafında dönen çok daha büyük bir suçun içine düşer.
İncelemeye değer çünkü: Bilgiyi ne zaman vereceğini bilen bir senaryo. Dedektif her öğrendiğiyle bir sonraki yanlış varsayıma taşınır, seyirci de onunla yanılır; Robert Towne'un metni bu yüzden ders kitabı sayılır. Kahraman finalde kazanmaz — türün beklentisini kıran bir sonun yine de doğru hissettirmesi, o sonun kaç sahne önceden hazırlandığıyla ilgilidir.
Sahne, sekans, perde ve "hikâye olayı" kavramlarını tek tek kurarak senaryo yapısını temelden anlatan 480 sayfalık başvuru kitabı.
Okumaya değer çünkü: Syd Field yapıyı adlandırır, McKee o yapının içinde sahnenin nasıl çalıştığını söker. Her sahnede bir değerin artıdan eksiye (ya da tersine) dönmesi gerektiği fikri, "bu sahne neden ölü duruyor?" sorusunun en pratik cevabıdır — ve cevabı çoğu zaman sahnenin sonunda hiçbir şeyin değişmemiş olmasıdır.
İşsiz bir senarist, unutulmuş bir sessiz sinema yıldızının malikânesine sığınır ve ona "geri dönüş" senaryosu yazmayı kabul eder.
İncelemeye değer çünkü: Filmi ölmüş bir adam anlatıyor — "kim anlatıyor, ne zaman anlatıyor" sorusunun en cesur cevabı. Wilder ve Brackett kendi mesleklerini malzemeye çeviriyor: senarist olmanın ne olduğunu senaryo diliyle yazan ilk büyük örnek.
Eski İstanbul'un onurlu plakçısı Muhsin Bey ile Urfa'dan gelen türkücü Ali Nazik'in yolları kesişir: biri sanatı, öteki şöhreti ister.
İncelemeye değer çünkü: Olay örgüsü iki karakterin dünya görüşünün çarpışmasından doğuyor — "çatışma nesnesi bulmak" dersi. Turgul kaybeden adamı acındırmadan yazıyor; karakteri savunmadan sevdirmenin örneği.
Üç perde, dönüm noktaları, sekans mantığı — senaryo yapısının en çok okunan giriş kitabı; Türkçe baskısı 410 sayfa.
Okumaya değer çünkü: Yapıyı ilk kez adlandıran kitap: yazdığın sahnenin hikâyenin neresine denk geldiğini görmeni sağlar. Kuralları ezber diye değil, teşhis aracı diye oku — "burası neden sürüklüyor?" sorusunun cevabı çoğu zaman buradadır.
Türkçe yazılmış, dramaturji temelli bir senaryo kuramı; örnekleri Türk ve dünya sinemasından, 272 sayfa.
Okumaya değer çünkü: Çeviri kitapların atladığı yeri doldurur: yerel anlatı geleneğiyle klasik dramaturjiyi aynı masaya koyar. "Kuram" başlığından korkma — kitap örneklerle yürüyor ve sahne çözümlemesi yapmayı öğretiyor.














