Günün Filmi: Raşomon (1950)
Ormanda bir adam ölmüş, bir kadına tecavüz edilmiş. Dört kişi olayı anlatıyor ve dört anlatı da birbirini tutmuyor.
Her gün altı kart: günün filmi, yönetmeni, senaryo örneği, kitabı, teknik terimi ve tekniği. Sinema ve senaryo üzerine günlük okuma.
Ormanda bir adam ölmüş, bir kadına tecavüz edilmiş. Dört kişi olayı anlatıyor ve dört anlatı da birbirini tutmuyor.
Oyuncu bir sandalyeye oturur ve karakteri olarak sorulara cevap verir. Sorular metinde geçmeyen şeylerdir: kardeşin var mı, en son ne zaman ağladın, cebinde ne…
Hikâyeyi anlatan kişinin anlattığına güvenilemediği durum. Yalan söyleyebilir, unutmuş olabilir, ya da kendi payını farkında olmadan küçültüyordur.
Cinayet kitabın başında işlenir. Kalan yedi yüz sayfa, işleyen kişinin bunu kendine nasıl anlatacağıyla ilgilidir.
Aynı olay, iki ağızdan. Değişen tek şey kimin ne yaptığı:
Filmlerinde biri hep bir şeyin peşine düşer ve aradığı şey yer değiştirir.
Bir aile koyunlarını trene bindirip Ankara'ya götürür. Yol boyunca hem sürü hem aile eksilir.
Sinemaya fotoğraftan geldi ve ilk filmini çekerken neredeyse hiç film izlememişti — kendi anlattığına göre.
Konuşmayan bir karakter, replik verilmeden nasıl yazılır:
Üç köylü iş bulmak için Çukurova'ya iner. Kitabın adındaki bereket toprağa aittir, oraya gidenlere değil.
Tek bir amaç etrafında toplanmış sahneler kümesi. Sahne bir mekânda geçer, sekans mekân değiştirebilir — onu bir arada tutan şey yer değil, iş.
Aynı yüz, üç ayrı görüntüyle yan yana konur: bir tabak çorba, bir tabutta yatan çocuk, bir kanepede uzanan kadın.
Ekip bir masaya oturur, senaryo baştan sona yüksek sesle okunur. Oyun yok, yorum yok; sahne yönergeleri dahil her satır okunur.
Bir adama iş verilir. İş için bisiklet şarttır. Bisiklet çalınır.
Odalarında hep bir televizyon açıktır. Kimse izlemez; ses vardır, o kadar.
Bugünün filmi bir bisikleti kaybettiriyordu. Aynı fikir, bir sayfa:
Adı yok, C. deniyor. İşi yok, babasından kalanla yaşıyor. Romanı İstanbul sokaklarında birini arayarak geçiriyor.
Bir filmin tek cümlelik hâli. Kim, ne istiyor, önünde ne var — üçü bir arada.
Senaryo bittikten sonra yapılan iş: yönetmenin sahneyi çekimlere bölmesi. Nereden bakılacak, kim kadraja ne zaman girecek, hangi an hangi planda anlatılacak.
İki kişi karşı karşıya oturur. Biri gördüğü şeyi söyler: "Kollarını kavuşturdun." Öteki aynen tekrarlar: "Kollarımı kavuşturdum." Ve devam eder — dakikalarca…
Ankara'da işe yaramaz görülen bir memurun defteri, Berlin'de bir tabloyla başlayan hikâyeye açılır.
Bugünün filmi bir oylamadan doksan altı dakika çıkarmıştı. Aynı kurulum, bir sayfa:
Karakterini sık sık arkadan çeker. Yüzü görmediğimiz için ne hissettiğini tahmin etmek zorunda kalırız.
Bir oda, on iki adam, doksan altı dakika. Dışarısı hiç görünmüyor: cinayet sahnesi yok, duruşma yok, geri dönüş yok.